GALATASARAY 0-1 FENERBAHÇE, MAÇ
29.03.2010
Alex’in hatırlattığı üzere, güneş doğdu ve yeni bir gün başladı. Dün, tüm güzellikleri ve çirkinlikleriyle bitti, bugün önümüze bakma günü. Ama önümüze bakarken de dün olanlardan ders çıkartmak güzellikleri ve çirkinlikleri hatırlatmak gerekiyor elbette. Maçtan önceye dönelim.

Tam 10 yıl önce 26 Mart 2000 tarihinde, yine Ali Sami Yen’e çıkmış ve yine 1-0 kazanmışız. Ve yine aynı gün kız basketbol takımımız Türkiye Kupası’nda Galatasaray’la karşılaşmış ve fakat o gün kazanmışlar, dünden farklı olarak. Benim totemim kızların galibiyeti, Ali Sami Yen’den galibiyetle dönecek olacağımızın müjdesiydi. D Spor’a sürekli sallayıp, bir şekilde takip ettiğim maçı önce götürmemize rağmen kaybedince, Allaaaaah dedim totem gitti. Moralim bozuldu, sıkıldım, üzüldüm falan filan.

Ve 10 yıldır ilk kez bir Galatasaray maçından önce stres oldum, neresi uğurlu gelir, hangi formayı giyeyim üstüme derken, sırasıyla 2003/2004, 2007/2008 ve çift taraflı yüzyıl formasının içinde buldum kendimi. Kulağıma da birisi fısıldadı, CenkA’ya git, CenkA’ya git. Sonra büyük kuşumu kendi totemi için dostlarıyla buluşmasına uğurlayıp kendimi Cenka’da buldum. Sonuç belli, her kimse (: o fısıldayan doğru yöne yönlendirdi beni.

Gelelim maça. Emre’nin oynamaması aslında çok da kötü olmadı zira varlığı, maç boyu çok ses çıkarmayan Galatasaray tribünlerini bir şekilde harekete geçirecekti. Mehmet’in Emre’nin rolünü üstlenmesi de çok verim alıp alamayacağımızı bilmediğimiz bir durumdu. Ancak şunu da unutmamak gerek, ön stoper pozisyonunda, sezon boyunca neredeyse sürekli oynayan ikilinin yerine farklı bir ikili yer almıştı, riskliydi. Özer’in de sürekli verimsiz olduğu sağ kanatta oynaması, biraz zorlanacağımızı gösteriyordu. Fakat Galatasaray da buna karşı bir hamle içinde değildi. Elano, Jo, Dos Santos ve Keita’nın aynı anda oynaması defansif mücadele güçlerini azalttı. Bir de Mehmet Topal’ın, maç öncesi yazımda da bahsettiğim üzere Alex’le adam adama oynaması oradaki görüntüyü çirkinleştirdi. Ancak oyunu çirkinleştiren başka birisi vardı sahada, Keita. Papazın Çayırı gereken yazıyı yazmış bile, okuyup zavallılıklarına gülmek gerek aslında sinirlenmeden. Ama her poziyonda ölmesi, olmadı kötürüm kalması, göğsüne gelen darbeyle yere düşerken yüzünün sol tarafını, düştükten sonra sağ tarafını tutması rezillikleriydi. En büyük dersi aslında Alex verdi oan da anlar mı bilemiyorum. Kadıköy’deki maçta suratına gelip gelmediği belli olmayan bir su bardağıyla ölen, sonra dirilip topu eline aldıktan sonra bardağı saha komiserine götüren, ortamı geren Keita’nın karşısında, sırtına aynı su bardağını yeyip tedavi sonrasında efendi efendi oyununu oynayan Alex.

Maça dönelim, orta sahamızın diriliği, Mehmet Topal’ın sürekli Alex’le oynaması sonunda, zaten defansif oynamayan rakip karşısında orta saha üstünlüğünü ele geçirdik. Gerçi daha maçın başında çok ciddi bir pozisyonu değerlendiremeyen bir rakip vardı. O pozisyon gol olsaydı ne olurdu bilemiyorum, cidden zorlanırdık ve hatta belki de sahadan puanla bile ayrılamazdık. Halam amcam olayını geçelim zira daha ilk yarının başlarında Güiza’nın yanlış ofsayt kararı nedeniyle verilmeyen bir golü akabinde Galatasaray’ın bariz ofsayttan kazandığı çok tehlikeli iki hakem hatasını unutmamak gerekir yoksa.

Mehmet Topal’ın, yanlış bir sarı kartla oyundan biraz düştüğünü gördük sonra. Çakır topun ele gitmesine kasıtlı oynama verdi, yanlış karardı. Aynı Çakır, Giüza’nın Leo ile karşı karşıya kaldığı pozisyona de elle oynama verip çok önemli bir gol pozisyonumuzu daha engelledi. Peki madem elle oynama kararı verdi Güiza’ya neden sarı kartını çıkarmadı. Kötü hakem her zaman kötü işte. Aynı şekilde Dos Santos’un Andre’nin önünde yere atlayıp penaltı isteği, Çakır’ın yememesi ama sarı kartını da göstermemesi durumu vardı. Kötü yönetti maçı ama son dakikadaki devam kararı da doğruydu. Cangele-Carlos’la başlayıp, Andre’yle süren kararlar bir kez daha doğru düdükle doğru olarak alındı. Arada Kayseri’de giden iki puanımız oldu yanlış kararla.

İkinci yarıda oyuna dahil olan Arda’nın yapacağı çok bir şey yoktu, yapamadı da bir şey. Baros’un kurtarıcı olarak girdiği dakikalarda belki Dos Santos alınsaydı Jo’nun yerine oyundan rakip için avantaj olabilirdi, alınmadı iyi oldu. Baros, Volkan’a yaptığı fauller ortamı yine gerdi, Volkan klasik olarak sinirlerine hakim olamadı ve sarı kartı görüverdi. Ama Keita’nın nefis şutunu da aynı güzellikte kurtararak kazanılan galibiyette pay sahini oldu.

Tek tek bakmak gerekirse Volkan, Lugano, Gökhan, Andre, Vederson, Selçuk, Alex, Güiza ve Mehmet iyi oynayan oyuncularımız oldu. Özer çok etkili değildi, Bilica ikinci yarında Dos Santos’un poziyonundaki büyük kademe hatası dışında iyiydi. Alex, Van Basten’den de aldığı övgüyü çok hak etti. Golü Selçuk’un atmasına özellikle sevindim, keşke Deniz de girip bir gol de o atsaydı, Kadıköy’de kendi oyuncularını ıslıklayan terbiyesizlerin kulakları ikişer ikişer çınlasaydı.
Maçtan akılda kalan bir de Servet’in Güiza’ya attığı tokat var. Ben bu tip pozisyonlara kararı en iyi yardımcı hakemin vereceğini düşünüyorum. Beşiktaş-Galatasaray maçında Üzülmez’in Keita’ya yaptığı benzer hareket faul+sarı kartla cezalandırılmıştı, dün gece faul bile verilmedi. Düşünürseniz Servet’in bu tip çok pozisyonu var. Futbolcuların iyi veya kötü niyetli olup olmadıklarını süzebilmek, iyi hakem olmakla alakalı ve Türkiye’de iyi hakem yok malesef.
Büyük olasılıkla Ali Sami Yen başka bir Büyük Maç görmeyecek. Yani kapanış Selçuk’tan geldi galiba. Yine Ali Sami Yen’deki 3 maçtan birisini kazanma alışkanlığımız sürdü, bu arada diğer iki maçtan birisi de berabere tamamlanıyor. Şimdi moral motivasyon bizim ve Beşiktaş’ın elinde. Bursaspor kaybettiği Belediye maçından ne kadar etkilenecek göreceğiz. En önemli maçımıza haftaya çıkacağız, Kayserispor’u da yenmemiz halinde şampiyonluk, geçen haftalardaki gibi uzak durmayacak bize. Son hafta alınacak bir Trabzonspor galibiyetinin, Beşiktaş’ın Bursaspor deplasmanında alacağı puanla birlikte 18. şampiyonluğumuzu ilan etmemizi sağlayacağını düşünüyorum. Beşiktaşlılar Bursa’dan nasıl geri döner o vakit, onu da düşünemiyorum.
Bu konuyla bağlantılı eski yazılar:
- GALATASARAY – FENERBAHÇE
- FENERBAHÇE 78-85 GALATASARAY
- GALATASARAY 88-91 FENERBAHÇE
- GALATASARAY 97-93 FENERBAHÇE
- GALATASARAY 1-2 FENERBAHÇE, MAÇTAN SONRA KISA KISA
- GALATASARAY – FENERBAHÇE, MAÇ ÖNCESİ
- BÜYÜK MAÇ; GALATASARAY-FENERBAHÇE
- GALATASARAY 51-73 FENERBAHÇE
- GALATASARAY 67-56 FENERBAHÇE
- FENERBAHÇE 0-0 GALATASARAY MAÇTAN SONRA KISA KISA
- FENERBAHÇE-GALATASARAY MAÇ ÖNCESİ
- GALATASARAY 0-1 FENERBAHÇE
- GALATASARAY-FENERBAHÇE MAÇ ÖNCESİ
- FENERBAHÇE 3-1 GALATASARAY MAÇ SONRASI
- FENERBAHÇE – GALATASARAY MAÇ ÖNCESİ
Kategori: Ezeli

......kurdukları kulübün adını oturdukları semtten, amblemlerini Fenerbahçe Burnu’ndaki ışık saçan fenerden, formalarındaki renkleri ise papatyaların renklerinden aldılar...


“GALATASARAY 0-1 FENERBAHÇE, MAÇ” başlığına 5 yorum yapılmış
Gönderen: Alp, 30.03.2010
6 değil 3 maç olucaktı sanırım
Yanıtlayın
onore reply on March 30th, 2010 0:49:
@Alp, evet, düzeltiyorum hemmen
Yanıtlayın
Gönderen: zarkufil, 31.03.2010
“Beşiktaşlılar Bursa’dan nasıl geri döner o vakit, onu da düşünemiyorum.”
Eger kendileri sampiyonlugu o macta kaybetmis olmazlarsa ve Bursa’nin isini bozmusolurlarsa Besiktaslilar cok umursamiycak bence. Onlarin bizden daha cok nefret ettigi bir takim varsa o da Bursa.:)
Yanıtlayın
Gönderen: koray, 01.04.2010
Peki bu 0-1 lik neticeden sonra ‘Adnan Polat ve yeni yönetim kurulu mazbatalarını aldı’ diyebilir miyiz ?
Yanıtlayın
onore reply on April 2nd, 2010 0:19:
@koray, mazbatayı almayan cimbomlu olsun
alan da olsun tabi
Yanıtlayın