BELEDİYE MAÇI ÜZERİNE
01.03.2010
Çıkmam gerekiyordu, bir insanlık görevi için. Neyse döndüm, arada Galatasaray Kasımpaşa’yı 4-1 yenerek aramızdaki puan farkını şimdilik 5′e ama bir maç eksiğiyle 2′ye çıkardı. Ankaraspor maçını unutmayalım, cebimizde 3 puan ve 3 averaj hazır duruyor. Neyse konu bu değil, güne ve döneme dönelim.
Daha önce de bahsettiğim üzere, muhtemel bir yenilgiydi benim için. Zira İBB’nin belalımız olduğunu unutmamak gerekiyor. Bugüne kasar ligde 6 maç yaptık, deplasmanda oynadığımız 3 maçı da kaybettiğimiz gibi, ilk deplasman golümüzü de bugün attık. İçeride oynadığımız 3 maçta ise 2 galibiyet bir beraberliğimiz var. Galibiyetlerden birisi 9 kişi kalan bir rakibe karşı alınan geçen sezonki galibiyetimiz. Beraberliği ise hatırlarsınız, 0-2 geriden gelip son dakikalarda attığımız 2 golle aldığımız 1 puan durumu. Ben kadro gücü ne olursa olsun bazı takımların bazı takımlara bela olduğunu düşünüyorum. Bizim belalımız da İBB. Buradan yola çıkarak bugünkü yenilgimizi çok da anormal karşılamıyorum. Hele bir de takımın sakatlık durumu ve moral motivasyonunu düşünürsek.
Maç öncesi bittiğine göre maça bir bakalım. Öncelikle Deniz’in orta sahanın sağında oynaması sürprizi ile başladı maç. Herkese sürpriz ama Herr Daum için çok büyük sorun değil aslında. Zira 1. Daum devrinde bu bölgede zaman zaman defansif oyunculardan Appiah da oynamıştı, Selçuk da. Hatta bu sezon Mehmet’in ve Özer’in bu kanatta oynadığını düşünürseniz, Herr Daum’un joker olarak baktığı Deniz’in burada oynaması çok büyük bir değişiklik değil.
Deniz’in Lille deplasmanında stoper, Lille ile Kadıköy’de oynanan maçta sol bek oynaması da Herr Daum’un ona bakış açısını gösteriyor. Ben burada Deniz’e verilen anlamsız tepkiyi eleştiriyorum. Twitter’de de aynen şu cümleyi kullandım ‘Deniz’i yuhalayanların gelmişini geçmişi yuhalayayım‘. Eğer bir suç varsa burada Deniz’in bir suçu yok. Kaldı ki sen tribünde Fenerbahçe’yi desteklemek için var olmalısın. Bugün İBB, tarihinin en büyük tribün desteğiyle oynadı Deniz’i ıslıklayan yuhalayanlar sayesinde. İBB taraftarı olsaydı da benzerini yapardı, farklı bir şey değil.
Bu arada, Bilica’yı ne kadar sevdiğimi ve onun hakkındaki görüşlerimi biliyorsunuz. Ancak Fenerbahçe’ye bu kadar çok zarar vermesine rağmen, Fenerbahçe formalı herhangi bir oyuncunun ıslıklanması, yuhalanması, küfüre maruz kalması kabul edilemez. Bilica dahildir buna.
Devam ediyorum. Deniz’in orta sahanın sağında, iyi olmayan ancak kötü de olmayan oyununun bu kadar tepkiyle karşılanması ayıbı sonrasında, ilk yarıdaki tek akınlarında, yan stoperinin ileride olmasına rağmen, geri kaçıp ofsaytı bozan Bilica’nın neden olduğu pozisyon sayesinde golü kalemizde gördük. O dakikaya kadar, İBB bir şey yapmamış olabilir ofansif olarak ama defansif olarak oyunu kilitlemeyi başarmışlardı.
Oyunda Selçuk’un, Baroni yerine ilk on birde olduğunu da hatırlatalım. Baroni’yi ben beğeniyorum ancak belki de sakatlığındandır, son maçlardaki kötü oyunu, anlamsız hataları ve gereksiz asabiyetiyle, ne Selçuk’tan ne de orada oynayacak başka bir oyuncumuzdan daha faydalı olmayacağı bir gerçek. Çeki düzen vermeli kendisine. Bugün Alex’e gösterilen haksız kırmızı kart öncesinde takımı eksik bırakabilirdi. Selçuk ilk yarıda dağa taşa vurduğu şut dışında sırıtmadı. Nitekim Emre’nin son maçlarda iyi yaptığı, ofansif oyunu nedeniyle defansif orta saha ekürisini çokça yalnız bıraktığını unutmamak gerek.
Alex’in rakip defans arasında sıkışıp kalması hem oyunu çözemememize neden oldu hem de Güiza’nın beslenememesine. Düşünün ilk yarına kaleyi bulan şutumu neredeyse yok. İki kez sağ kanattan gelen ciddi pozisyonumuz var birisinde Gökhan’ın yan filelerde kalan şutu, diğerinde de Deniz’in verilmeyen golü. Hazır konu gelmişken golü ofsayt olduğunu söyleyeyim zira Andre kalecinin hareket alanında ve şut çekildiğinde ofsaytta. Bir şekil pasif-aktif ofsayt (: yani topla oynamıyor, pasif ama rakibin oynamasına engel oluyor, aktif. Ancak o golün verilmiş olmasını ve bu işin Deniz’i yuhalayanların gücüne gitmesini dilerdim, olmadı.
Deniz ve Selçuk’un devre arasında değiştirilmesi, psikolojik olarak doğru karardı. Zira o kadar taraftar önünde ıslıklanarak oyundan çıkacak oyuncuları tamir etme derdimiz de olacaktı. Ne demişti Uğur? ‘Kafamıza takmıyoruz desek yalan olur, tabi ki yedek kalmayı takıyoruz kafaya, Türk oyuncusu duygusaldır. Başkan maçtan önce bir konuşma yaptı (gaz verdi), performansım yükseldi’. Bu açıkça göstermiyor mu ne büyük bir sorun riski var. Dediğim gibi Herr Daum bu iki oyuncuyu devrede değiştirerek en azından ıslıklanmalarını engelledi. Bunun dışında Deivid’in oyuna girmesi ve muhtemelen devre arasında konuşulanlarla birlikte fırtına gibi başladık oyuna. Düşünün, 55. dakikada İBB ilk kez, gelebildi yarı sahamıza, pas yaparak. Diğer gelişleri daha çok topu ileri vurmak şeklindeydi. Oluşan büyük baskımız, rüzgar ve taraftarın da ardımızda oluşuyla bağıra bağıra geliyorum diyen golle eşitliği sağladık.
Gol öncesinde Baroni’nin neden oyuna alındığını anlamadım. Selçuk gayet iyi götürüyordu işi, acaba bir oyuncu değişikliğini saklamak daha doğru olmaz mıydı? Testi kırıldıktan sonra konuşmak gayet kolay elbette. Neyse gol sonrasında birden durmamız, İBB’nin kendine gelmesine ve oynanan oyuna ortak olmasına neden oldu. Belki biraz tempoyu düşürmeli ama mutlaka kontrol elde tutmalıydık. Ben Herr Daum’un bunu söylediğini düşünmüyorum ama biraz orgazm sonrası gibi oldu gol sonrası, rehavet, gevşeme, mutluluk. Sanki maç bitti.
Sonrasında, o büyük baskıyı koymamızı sağlayan Emre’nin yorgunluktan bittiğini ve o yorgunluk nedeniyle paslarında isabetsizlik başladığı görüldü. Dediğim gibi Baroni değişikliği devre arasında yapılmasaydı, o sırada çok işe yarardı. Elbette ki takımın durumunu bilmemiz mümkün değil. Belki de Herr Daum, Emre’yle başlayan bu baskıda, tek ön stoperlik görevini Baroni’den başkasının yapamayacağını düşünmüş olabilir, saygı duymamız gerekir.
Emre’nin pas hataları sonrasın Alex’in de yine defansın arasına gömülmesi ev sahibi öne itti. Pas yaptılar oyunlarını bozamadık. Sonra Baroni’nin anlamsız faulü geldi, kötü hakem Aydınus atabilirdi. Baroni’nin sert müdahalesi her ne kadar rakibe darbe olarak gelmese de, rakibin kendini çok seri bırakması hakemi yanıltabilir ya da niyet nedeniyle bir kart çıkabilirdi. Sonra Ekrem’in Güiza’yı son adamken ve aslında bariz gol şansı varken indirmesinde kırmızı kartını kullanamadı. Bu pozisyonun tartışması yok, olmamalı. İki pozisyon da her iki takım için çok ciddi avantaj sağlayabilirdi.
Sonra 79′da Alex’e çıkan kırmızı kart anı geldi. Bir dakika öncesinde Alex’in pasını adeta engelleyen Aydınus, yanlış yerde durması nedeniyle neden olduğu bu aksaklık sonrasında Alex’e, yaptığı faul nedeniyle kartını gösteremedi. Bir de fırçayı yedi kaptandan. Kırmızı kart pozisyonunda ise bence faul bile yok. İki oyuncu eşit uzaklıktan havadaki top biraz rakibi caydırıcı şekilde müdahale etmeye çalışıyorlar. Alex’in hamlesi rakibin üzerinde bitiyor ama rakibe vurma niyeti yok bence. Kırmızı kart çok ağır bir karar.
Alex’in çıkmasıyla birden bire hem oyun zekasını kaybettik hem de fiziki dezavantaj yaşadık. Bu dakikadan sonra maçın bize dönmesi zordu. Nitekim akına çıkarken kaybettiğimiz bir topta dengesiz yakalanarak ikinci golü gördük kalemizde. Zor olan geri dönüş imkansızlaştı bu anda. Kalan çabalar nafileydi en azından sinirlenip başka bir ceza alacak gerginlik ve yeni bir sakatlık olmadı, buna da şükür.
Durum zor elbette. Puan farkı 5′e çıkmış durumda. Daha da önemlisi taraftarın takıma olan güveni azalıyor. Eğer camiada bir grup inancını yitirirse kötü enerji her yere yayılabilir bir çeşit virüs gibi. Bu andan yönetimin toparlayıcı olması gerekiyor. Nitekim bunu hissettirmek, biraz da taraftarın ağzından bir konuşmayla Fırat Aydınus’a giydiriverdiler. İddialarında gayet haklılar. Beşiktaş maçında durum 0-0 iken verilmeyen penaltının verilmesi halinde o maçın yenilgiyle biteceğini kimse söyleyemez. Haklı oldukları konuda şiddetini abartmadan güzelce geçirdiler.
Camiayı toparlayacak bir şey lazım. Bu da bence acil bir galibiyet. Önümüzdeki maçın Kadıköy’de olması bir avantaj. Antalyaspor karşısında alınacak bir galibiyet ve hatta belki de Galatasaray’ın Eskişehirspor deplasmanında puan kaybı sonrası gelecek bir 3 puan, yeniden başlamak için nefis bir fırsat olur. Nitekim Galatasaray’ın berabere kalması ile Antalyaspor’u yenmemiz puanları eşitlemiş olarak bir maç fazlamızla (Ankaraspor maçından bahsediyorum, Galatasaray’ı nasılsa yeneriz 3 puan cepte demiyorum).
Bugünkü kadroda Bekir’i beğendim, Lugano’nun geri dönüşüyle Bilica’nın yedeğe çekilmesi ne güzel olur. Alex’in yokluğunda muhtemelen Deivid’i kullanacaktır Herr Daum onun pozisyonda. Çok acil olarak kanatların çalışmaya başlaması gerekiyor. Bunun için de Alex’in dönüşünde Deivid’in iyi olması gerekiyor ve tabi ki Özer ve Mehmet’in bir an önce iyileşmeleri. Zor bir dönemdeyiz, ama ligin ilk yarısında bizim 5 puan gerimize düşen Galatasaray’ın şu anda 5 puan önümüzde olması, bizim de aynı şansa sahip olduğumuzu gösterir, hele ki Ankaraspor’dan gelecek garanti 3 puanı da düşünürsek. Bizim yapacağımız desteği sürdürmek, kösteği engellemek.
Bu konuyla bağlantılı eski yazılar:
- YALAN ÜZERİNE
- İYİ İNSAN LAFININ ÜZERİNE GELİRMİŞ
- BİR BURSASPOR MAÇI ÖNCESİ
- AYKUT KOCAMAN’IN SÖZLERİ ÜZERİNE…
- BELEDİYE 2-1 FENERBAHÇE
- BURSASPOR MAÇI ÜZERİNE
- BİR MANİSASPOR MAÇI ÖNCESİ
- FENERBAHÇE 1-0 BELEDİYE
- FENERBAHÇE – BELEDİYE MAÇ ÖNCESİ
- BİR DENİZLİSPOR MAÇI ÖNCESİ
- DYNAMO KYIV – FENERBAHÇE MAÇI ÖNCESİ
- BEŞİKTAŞ MAÇI SONRASI
- PORTO MAÇI SONRASI
- FENERBAHÇE 2-0 İ.B. BELEDİYE SPOR
- EURO 2008 PORTEKİZ MAÇI
Kategori: Fenerbahçe

......kurdukları kulübün adını oturdukları semtten, amblemlerini Fenerbahçe Burnu’ndaki ışık saçan fenerden, formalarındaki renkleri ise papatyaların renklerinden aldılar...


“BELEDİYE MAÇI ÜZERİNE” başlığına bir yorum gelmiş
Gönderen: ilker yılmaz, 01.03.2010
abi ben ankete takıldım biraz. listede uche olmaması lazım, uche zaten birinci
Yanıtlayın