ÖMRÜM SENİ SEVMEKLE NİHAYET BULACAK

MAY THE FORCE BE WITH YOU

26.02.2010

Star Wars aşıkları bu cümleyi bilirler elbette. Bugün öyle bir durumdaydı ki kadro, Güç’e ihtiyaç vardı. Bu gücü yaratan daha doğrusu mevcut olan bu gücü, elinden geleni ardına koymayarak takıma gönderdi taraftar. Belki de bu sezon ilk kez bu kadar fazla katılımla bu kadar fazla derecede enerjiyi takıma yükledik. Çok da iyi ettik. Ben futbolcusunu yuhalayanlara sormak isterim, bu akşamki sonuç ne olursa olsun bu gece yaşadıklarımız beynimizin bir kenarına kazınmadı mı? Böylesi daha güzel değil mi?

Sondan başlayayım. Baroni indiremedi rakibini. Çok da uğraştı ama indiremedi. İndirseydi muhtemelen Bilica’nın bu maç ve bundan önce oynadığı tüm maçlarda yaptığı aptalca hatalardan birisine -sadece o an için konuşuyorum- şahit olmayacaktık. Ve belki de o orta geldiğinde Volkan tereddüt etmeyecek, Selçuk ceza alanına kadar kovaladığı rakibinin peşini bırakmayacaktı. Olmadı, bu kadroyla, sahaya %100′den fazlasını veren bir çok oyuncuyla, turun eşiğinden geri döndük. Düşman Kardeş’in son dakikada elenmesine -bazılarımız- güldük, aynı şekilde veda ettik. Belki yarın sabah iki Türk takımı en iyi 16 içinde olacaktı ama şimdi Avrupa Kupalarında kimseler kalmadı.

Filmin sonunu söyledim başını anlatalım biraz. Öncelikle Telekom tribünündeki çalışma nefis. Birincisi Star Wars seven birisi olmam nedeniyle güzel (: ikincisi, üst kısımdaki sopalı pankart denizinin muhteşemliği. Ne yazık ki maça 7. dakikada girdiğim için bunları canlı izleyemedim ama Evren’den gelen bilgilerle, anlatılanları karıştırıp yazıyorum işte. Muhtemelen birazdan da bir yerlerden konu videosunu bulurum.

Maça gelelim. Öncelikle sahaya çıkan kadro, Vederson’un Allah’a şükür iyileşmesiyle biraz anlam kazanmıştı. Buna rağmen bu sezon ilk kez stoperde oynayan Bekir, stoperden bozma sağ bek Önder, sağ bekten bozma orta saha Gökhan, orta sahadan bozma sol bek Deniz, insan kılıklı ve bu sezon kamera şakası gibi hata yapmadığı maç bulunmayan Bilica. Bunları toplayın, yedeklerden de sakatlığı bulunan Baroni ile Semih’i sayın. Herr Daum’un durumunu biraz kavrayın.

Volkan
Önder . Bekir . Bilica . Deniz
Selçuk . Emre
Gökhan . Alex . Vederson
Alex

Bu şekilde çıktık sahaya. Yaratıcılık özelliği çok olmayan, defansı oldukça dengesiz bir kadroyla. Farklı ne yapabilirdi Herr Daum? Belki Önder yerine Gökhan’la başlayıp, Semih’i orta sahanın sağında başlatabilirdi ama sonradan yol göstermesi kolay. Bir teknik direktörün söylediği gibi x oyuncunun kötü oynayacağını bilsem, onu sahaya sürer miyim? durumu.

Ve gol için bastıran, mücadele eden, rakibin geri yaslanmasında sıkılmadan top çeviren bir takıma, onu gönülden ve gayet mantıklı destekleyen bir taraftar. Tura yetecek miydi? Yetmedi. Devşirmelerin durumlarına bir göz atarsak, Deniz’e hayran olduğumu söylemekle başlarım. Kaprissiz, ben beceremem, ben buranın adamı değilim tavrından uzak, futbol bilgisini sahaya yansıtmaya çalışan, sol bek gibi düşünüp, sol bek gibi kademeye giren, sol bek gibi bindiren, topsuz oyunun gereklerini yerine getiren bir Deniz vardı sahada. Ancak diğer bekte Önder sahanın en çok sırıtanları arasındaydı. Bekir ilk kez Fenerbahçe formasıyla stoper oynuyor ve yanında Bilica tehlikesiyle mücadele ediyordu anacak o da gayet iyi oynadı. Kaleci Volkan bir çok Lille atağını başarıyla savuşturup maçın son 6 dakikaya kadar gelmesini sağlamasına rağmen, yediğimiz golde çıkıp çıkmama kararsızlığı yaşayarak hataya ortak oldu. Hatanın bir diğer ortağı da yukarıda yazdığım üzere, rakibini takip etmeyi bırakan Selçuk’tu.

Bilica’ya ayrı parantez mi açsam yoksa kitap mı yazsam. Kamera şakasından beter, laubali, vurdumduymaz, beceriksiz, kötü niyetli, saygısız. Daha devam ederim de bırakıyorum. Takımı patronu ben olsam Bilica’yı bırakın kadroya almayı, Can Bartu Tesisleri’nden içeriye girmesine izin vermem. Komedinin büyüğü, maçın en son şansının onun ayağına gelmesiydi ve laubali adam o topu kaleye vuramadı.

Orta sahaya geliyorum. Selçuk, golde çok ciddi hatası olmasına rağmen, Baroni’yi aratmayacak bir performans gösterdi. Keşke sürekli aynı standartta oynasa ve Emre’nin ekürisi olsa. Emre, takımı ateşleyen, mücadele hırsı veren, ileri iten, pres yapan, sahanın en iyisiydi. Bu tur gelseydi de aynı şeyi söyleyecektim, gelmedi yine de söylüyorum. Bu maçın en önemli oyuncusuydu.

Gökhan ne yazık ki orta sahada kötü bir performans gösterdi. Çok top kaybetti, çizgiye inemedi. Ama Bilica gibi anormallikler yapmadı, koştu çabaladı en azından. Diğer tarafta Vederson, yükselen grafiğini sürdürdü. Alex çok önemli bir pozisyonda golü yapamadı. Keşke kafa yerine ayağını kullanıp topu tavana assaydı. En azından bir gol yeme kredimiz olurdu, olmadı.

Güiza’ya gelince, her zaman olduğu gibi koştu, didindi, çabaladı, defansın huzur içinde olmasını hep engelledi, topları indiremedi, gol atamadı, asist yaptı ve en önemlisi bir futbolcunun, tribün desteğiyle ne kadar moral kazanacağını ve aynı zamanda tribünün tepkisi alan bir futbolcunun ne hale düşeceğini yani bir futbolcunun tribündeki kişiler gibi bir insan olduğunu kanıtladı.

Daum, Güiza’yı erken çıkartarak, gelemeyen Lille’nin stoperlerini de kullanarak üstümüze gelmesine ortam hazırladı. Güiza çıkıp Baroni girdiğinde, Alex forvete, Emre de Alex’in yerine geçti bir süre. Sonra Deniz-Semih değişikliğiyle eski düzene dönmeye çalıştı, Vederson’u beke çekti, Emre’yi ortanın soluna, Selçuk-Baroni’yi de göbekte eşleştirdi. Oysa ben Önder’i çıkartır, Semih’i ortanın sağına yerleştirir, Güiza ile Deniz’i oyunda tutardım. Böylelikle ailece gelemezdi Lille. Son 15 dakikada kaybedecekleri hiç bir şey olmadığı için riske gireceklerdi. Bu durumda da koşu yapan Güiza, top tutan Semih ve asist yapan Alex’in turu getirecek bir kontrayı yapma olasılıkları büyük olurdu. Olmadı, canı sağolsun Herr Daum’un. Bu sefer de ilk 16′ya giremedik UEFA’da. Gerçi millet final oynayamadık diye kızacak, sanki daha önce hiç final oynamışız gibi.

Hakeme bir iki not. Çok anlamsızca bir konuk ekip korucusu gibi çalıştı. Bir de şu ceza alanı için yardımcılarını anlamış değilim. Hiç bir karar karışmıyorlar, en yakın hakem olmalarına rağmen bir karar vermiyorlar. Tek görevleri topun çizgiyi geçip geçmemesiyse büyük israf yapıyoruz.

Emre’nin ilk yarıda direkten dönüp, ofsayttaki Güiza’nın tamamladığı pozisyon, Frau’nun üst direğmizde patlayan şutu,  Güiza’nın çizgiye inip arka direkteki Alex’e al da at pası, Alex’in uçan kafası, kalecinin müthiş kurtarışı, ikinci yarıda Emre’nin baskınla kazandığı ama topu önce ayağından açtığı ve çalım sevdasıyla Alex’e aktaramadığı an gecenin heyecanlarındandı.

Bu geceden çıkarttığım bir sonuç var, bu birlik, bu destek, takımdaki bu inançla gelecek günlere umutla bakmak gerek. Pazar günü, bugüne kadar deplasmanda yenemediğimiz İBB ile oynayacağız. Puan kaybı yaşanabilir, sorun değil. Mücadelenin süreceğine inanıyorum, desteğimizle düzlüğe çıkacağımızdan eminim.

Bilica’nın şovu sürerken Hasan’la konuştuk. Fenerbahçe’ye gelmiş en kötü stoperleri düşündük ve Wagenhaus’tan bu yana böylesinin gelmediğe karar verdik. Bilica lütfen gider misin?

Ufak bir not da tribünlerimizde yaşayan rakip takım severlere. Yahu madem rakibi alkışlamaya bu kadar bayılıyorsunuz, bir çekip gitseniz de maçı rakip taraftarların arasında, onlarla kol kola izleseniz, yapacağınız alkışları da orada icra etseniz. Ne kadar kazanan meraklısınız yahu?

Bu konuyla bağlantılı eski yazılar:

  1. BILICA GİT
  2. KOCAMAN BİR YÜREK OLACAK ARKANDA
  3. MÜCADELEYE HAZIRLAR, YA BİZ?
  4. BILICA GİT
  5. BILICA, SEN GİİİİİT!
  6. ÇOK MU ŞEY BEKLİYORUM?
  7. BURSASPOR 3-1 FENERBAHÇE
  8. FENERBAHÇE 3-0 BURSASPOR
  9. CEZALI
  10. TEŞEKKÜRLER
  11. REKORTMENLER
  12. FENERBAHÇE – MANİSASPOR – MAÇ ÖNCESİ
  13. BIRAKTIĞI YERDEN BAŞLAMAK
  14. TRANSFER
  15. YENİLSEN DE YENSEN DE
Yazar: onore,
Kategori: Fenerbahçe
  1. “MAY THE FORCE BE WITH YOU” başlığına 4 yorum yapılmış

  2. Gönderen: smr drgn, 26.02.2010

    geldiği ilk günden beri daum’u istemiyorum. bu adamın zihniyetliyle Fenerbahçe’mizin başarıya ulaşması mümkün değil. tabi bunda dünya’nın en iyi hocasıymış gibi tutup bu adamı getirenlerin, takımdaki eksikleri gördüğü halde ve roberto carlos’Un gideceğini bildiği halde gerekli bölgelere transfer yapmayan yönetimin de kabahati çok büyük…

    Yanıtlayın

  3. Gönderen: sir_knumskull, 26.02.2010

    kazanan meraklisi degil
    rakip takim sever hic degil;

    koru korune takim desteklemekten kendi takiminin yapamadiklarini karsi takimda gorup futbolu futboldan cok sadece senin 11 kisinin mucadelesi olmaya getirmisin lafi
    karsi takimin mucadelesini alkislamak bu yazinin konusu olmamaliydi;

    adamlar son 16ya kaldilar bunun alkislanmiycak bir tarafi yok

    kaldi ki bu takim besiktasida saracoglunda alkisladi kazanan merakindanmi alkisladi o gunde??
    22 kisinin mucadelesini alkisladilar goze hos gelen futboldu alkislanan rakip takim degildi o gunde
    dun oldugu gibi..

    Yanıtlayın

    onore reply on February 27th, 2010 0:44:

    @sir_knumskull, Cok acik bir sekilde ifade ettim dusuncemi. Fenerbahce tribunu bir arenadir, tek amaci takima destektir. Hangi takimi alkisliyorsan o takimin tribununde oturmalisin, bence tabi.
    Besiktas macina gelince, o gun alkislayanlarin buyuk cogunlugu Fenerbahce’yi alkisladi. Bu nedenle arada Besiktas’i alkislayanlar fark edilmemistir. Yoksa Kadikoy’de Besiktas’i Galatasaray’i desteklemek mi, cesaret isi. Bana rastlamaz umarim.

    Yanıtlayın

  4. Gönderen: JesusAlmeyda, 27.02.2010

    @ onore

    Ağabey sen ceza sahası hakemlerini bir de bana sor!

    Yanıtlayın

Yorumunuz