PORTO MAÇI SONRASI
26.11.2008
Mutlu maçların sonrası güzel oluyor. Kaybedince eleştiriler de sıkıyor, geri gönüp hatırlamalar da. Çok iyi başladığımız, belki de hepimizin ‘aldık bu maçı’ dediğimiz bir maçtı. Öyle oynuyorduk ki konuşulan tek şey şuydu etrafımda, çerçeveyi bulan ilk top gol olur. Alex kaçırdı, Uğur kaçırdı, Gökhan kaçırdı derken hızımız biraz kesilince Emre-Josico uyumsuzluğu bas bas bağırmaya başladı. Birbirlerinden haberi olmayan iki ön stoperdiler, ne lisanları ne de futbol dilleri tuttu birbirini. Buradan başlayan terslik, işleyişte aksaklıklar yaratmaya başladı. Top ayağımızdayken, atağa çıkarken yapılan acemice pas hataları rakibin kısıldığı ceza alanından dışarı çıkartmaya başladı. Ama hala kaleyi bulacak ilk topun gol olacağını düşünüyor, umuyorduk. Aslında düşündüğümüz oldu ama rakibin kaleyi bulan ilk topu filelerle buluştu. Volkan’ın, kendisine yapıldığı konuşulan faule rağmen o top yumruklayarak uzaklaştırması gerekiyordu. Tutmaya çalıştı, yedik golü. Açıkçası çok da kasmadı gol, iyi oynuyorduk zira. Ama golle birlikte sahadaki protezler gün gibi ortaya çıkmaya başladı. Emre sürekli kaçtı toptan, sorumluluk almadı. O almayınca Josico almak zorunda kaldı ama kabiliyeti sınırlı olduğu için benzer hataları o da yapmaya başladı. Bu arada Yasin’e de bir parantez açmak gerek. Geçen sezonki hazır yedek nasıl oluyor da bu kadar Can Arat’a dönüyor anlayamıyorum.
Selçuk’un önemi ortaya daha da fazla çıktı Emre’nin halini görünce. Evet çok gereksiz çalımlar yapıp çok anlamsız toplar kaybediyor Selçuk, yapamayacağı işleri de deniyor. Ama sorumluluk alıyor, topu defanstan isteyip ileriye aktarmaya çalışıyor. İyi niyetle çalışıyor, kesiyor, dağıtıyor. Emre her boşa çıkması gereken pozisyonda eliyle bir arkadaşını gösteriyor ama topu almıyor. Arkasına baksa, sağına soluna baksa biraz sorumluluk alıp kendi götürebileceği topları istese. Ama yapmıyor, bu durumda da oyun kurması gereken adam Josico oluyor, Edu oluyor, Yasin oluyor. Düşünün halimizi.
Bunlar olunca da Alex daha fazla geriye çekildi. Özellikle Emre’nin oyundan çıkışıyla birlikte rakip ceza alanına girmez oldu. Senin hücumda en çok verim aldığın oyuncu Alex. Oynadığı yıllar boyunca her maça etkisi olmuş, ya gol atmış ya asist yapmış. Neyse dönelim ilk yarıya, 1-0 gerideyiz. Taraftar bağırıyor ama seyirci susuverdi. Yavaştan maçla alaka azaldı. O sırada külliyen hatalı bir gol yedik, taç atılırken ayak havada, el değiştirmesi gerek, Portolu topu eliyle alıyor, oyunun durması gerek. Yok, yok, yok. Ben uzun zamandır bir yabancı hakemin bu kadar ön yargılı çıktıpını görmedim sahaya. Hiçbir mücadelemize izin vermedi, en ufak temasımızda bastılar faulü ama golde uyudular el birliğiyle.
2-0′dan sonra döneceğine inanmadım maçın açıkçası. Eğer başta oynadığımız 15 dakikalık baskılı futbolu golleri yedikten sonra biraz sürdürebilseydik en azından umut olurdu. Üzüldüğüm Şampiyonlar Ligi’nin süreklisi olmasına rağmen görüntü itibarıyla vasat bir takımı olan Porto’ya her iki maçta da yenilmiş olmak.
İkinci yarıda Kazım girince biraz hareketlenir gibi oldu takım. O da oynayamamanın verdiği hırsla başladı. Balık bir gol attı ama tınca da birdenbire ‘işte ben buyum, sen beni oynatmıyorsun ama ben seni kurtarırım’ havasına girdi. Balık golü sonrasında her topu ezdi, sürekli el kol işaretleri yapıp deli etti etrafını.
Takımda gördüğüm en büyük sorun yukarıdakilerden birisi değil. Ne yazık ki başta Emre olmak üzere bir kısım oyuncunun, maç içindeki hatalarda takım arkadaşlarına el kol hareketleri yapmalarıydı. Kimsenin kimseyi bu şekilde eleştirmeye hakkı yok. Hatasız bir oyuncu olamaz ki. Zaten seyirci de taraftar da istim üzerinde, tam arkadaşını aslanların önüne atmak gibi birşey bu jestler, yakışmıyor.
Volkan’la ilgili bir çift kelam edeyim. Hiçbir zaman çok iyi bir kaleci olduğunu düşünmedim. Bir sürü maçta büyük işler yapmasına ramen. Ben hala ısrar edilmiş bir Recep’in daha fazla gelişme sağlayacağını iddia ediyorum. Neyse konu Recep değil. Volkan ne yazık ki kafa yapısını değiştiremediği için futbolunu da geliştiremiyor. Maçtan kopuk, konsantre değil ne yazık ki. Son dakikalarda seyircinin tepkisine yanıt vermesi de iyi olmadı. Sonuçta küfür yok birşey yok. Yapılanın kesinlikle yanlış olduğunu iddia da etsem, bir futbolcunun tribüne yanıt vermesini (küfür edilse bile) yanlış buluyorum. Seyircinin tepkisine tepki verince, neye kızacağını şaşırdan taraftarı aldı karşısına. Akıllı ol diye tezahürat yapılan bir oyuncunun ne geleceği olur takımında, düşünmek gerek.
Son olarak Gürcan Bilgiç’in yazısından bir paragraf ekleyeyim. Ne kadar Avrupa macerasının sona erdiğini, ligde de umutsuz olduğumu bilsem de, Fenerbahçe sevgisinin önemini hatırlamakta, hatırlatmakta fayda var. Pireye kızıp yorgan yakılmaz;
‘Arsenal’in son anda gelen golüyle UEFA’ya devam şansı duruyor. Beşiktaş’tan alınacak 3 puan ile zirve iddiasını güçlendirme olanağı devam ediyor. Tüm F.Bahçeliler sinirle sıktıkları yumruklarını ceplerinde tutsunlar. Şu anda oyuncuların ihtiyaç duydukları en önemli şey sevgi ve ilgi. – Gürcan Bilgiç‘
Bu konuyla bağlantılı eski yazılar:
- HAKEM RAPORU – 5. GÜN SONRASI
- HAKEM RAPORU – 4. GÜN SONRASI
- FENER’İN MAÇI VAR
- BİR BURSASPOR MAÇI ÖNCESİ
- BİR BASKET MAÇI YAZISI FENER-BARÇA
- FENERBAHÇE 1-1 PAOK MAÇ SONRASI
- BELEDİYE MAÇI ÜZERİNE
- BURSASPOR MAÇI ÜZERİNE
- FENERBAHÇE 3-1 GALATASARAY MAÇ SONRASI
- DYNAMO KYIV – FENERBAHÇE MAÇI ÖNCESİ
- BEŞİKTAŞ MAÇI SONRASI
- FENERBAHÇE – PORTO
- BÜYÜK MAÇ SONRASI
- PORTO-FENERBAHÇE
- EURO 2008 PORTEKİZ MAÇI
Kategori: Fenerbahçe

......kurdukları kulübün adını oturdukları semtten, amblemlerini Fenerbahçe Burnu’ndaki ışık saçan fenerden, formalarındaki renkleri ise papatyaların renklerinden aldılar...


“PORTO MAÇI SONRASI” başlığına 3 yorum yapılmış
Gönderen: godzi1982, 26.11.2008
volkan veya recep değil ama bence serdar iyi bir seçenekti ama olmadı artık seneye bizde g.s gibi bir yabancı kaleci buluruz herhalde
Yanıtlayın
Gönderen: onore, 26.11.2008
15 yılı aşkın bir zamandır, tek maçlık Enke macerasını saymadan, sürekli Türk kalecilerle oynayıp, milli takımın kalesini koruyan takımız. Keşke yabancı kalecimiz olmasa.
Yanıtlayın
Gönderen: S.T., 26.11.2008
“Emre her boşa çıkması gereken pozisyonda eliyle bir arkadaşını gösteriyor ama topu almıyor. Arkasına baksa, sağına soluna baksa biraz sorumluluk alıp kendi götürebileceği topları istese. Ama yapmıyor, bu durumda da oyun kurması gereken adam Josico oluyor, Edu oluyor, Yasin oluyor. Düşünün halimizi.”
Takımın genel performansından çok beni asıl rahatsız eden ve Fenerbahçe’ye olan hislerimizin sömürüldüğü duygusuna kaptıran da kısaca bu işte. Neyse ki bunu benden başka fark edenler de var. Sayımız az ama olsun…
Emre Belözoğlu’yu sadece topsuz alanda yaptıklarıyla izleyin lütfen. Top onda değilken “nerelere” koşular yaptığına, nasıl saklandığına, nasıl rakibin arkasına (yani takım arkadaşlarının pas atamayacağı yerlere) bilerek ya da bilinçsiz bir şaşırmışlıkla gittiğini izleyin lütfen.
“Top Fenerbahçe’deyken” Emre’nin ayağına kaç kere top değdiğini ve Emre’nin buna nasıl da razı olduğunu ve hatta bu oranın daha da azalması için nasıl “özel çaba” harcadığına bir dikkat edin lütfen.
Bunun takıma yeni gelmiş bir oyuncunun sorumluluk almak istemeyişiyle bir alakası yok.
Sadece herhangi bir maçın herhangi bir on dakikası boyunca Emre’nin topsuz alanlarda saha içinde nerede olduğuna bakarsanız anlarsınız.
Emre hakkındaki geçmişe dayanan tüm bilgi, görüş ve düşüncelerinizi silerek, tarafsız bir gözle bu adamın topsuz alanda “nerede olduğuna” bir bakın.
Tüm diğer etkenlerin yanı sıra, o sahadayken neden “rahatsız” olduğumuz belki bu şekilde de anlaşılabilir.
Yanıtlayın