KEZMAN ÜZÜLMESİN, TEKRAR
17.04.2008
Yanlış anlamalar olmasın. Birincisi Fenerbahçe forması giymek yeterince destek nedenidir. Fatih Akyel, Tanju Çolak da giymiştir o formayı, istesek de istemesek de. Onların da iyi zamanları olmuştur kötü zamanları da. Bırakın Fenerbahçe’yi, dünyada sürekli başarılı olan futbolcu sayısı ne kadar ki?
Kezman’ın durumu tüm bunlardan faklıdır. Kötü olduğu dönemler iyi olduğu dönemlerden fazla da olsa az da olsa, konu bu değil. Konu, Fenerbahçe’nin, sadece ama sadece Kezman’ın morali bozulmasın diye strese girmesidir. Ne kaçırdığı penaltıdır konu ne de oynadığı kötü oyundur. Zira yazıda da bahsettiğim gibi o penaltı bugün tekrar atılsa Alex kaçırabilir, belki de ve yüksek olasılıkla Kezman atsa gol olur. Yazının nedeni Kezman’ın penaltıyı kaçırması değildir, neden penaltı kaçırılmamış olsa da mevcuttur.
Örneklemekte fayda var. İyi bir firmanın yöneticisisiniz, işler iyi gidiyor. Patronlar destek veriyor sürekli. Amma sürekli bunalımda olan bir çalışanınız var. Görevini yerine getiremiyor. Ne olursa olsun sorunu var. Bu sorunun çözülmesi de kolay değil en azından çare yok gibi zira hep iyi niyetli olmasına rağmen bir türlü getiremiyor görevini yerine. Tam o sırada hastalanıyor, atıyorum zatüre oluyor. Doktor da kendisine 1 ay rapor veriyor.
O bir ay içinde elamanın yardımcısına veriyorsunuz görevi. Yeni bir eleman almaktan daha mantıklı zira yardımcısına vermek görevi. Hem bünyeyi tanıyor hem de zaten yardımcı görevini iyi yapmakta. Ayrıca, rapor alan eleman, konusundaki iyilerden birisi. Gözden de çıkaramıyorsunuz, o kadar yatırım yapmışsınız, karşılığını almanız gerek.
Rapor döneminde, bizim yardımcı nefis bir performans gösteriyor. Elemanın, bunalımı nedeniyle yapamadığı tüm işleri gayet düzgün bir şekilde yapıyor. Üstüne üstlük işlerin düzgün yapılması, firmada çalışan diğer kişilerin performansını da arttırıyor. Kısacası yönetici olarak genele baktığınızda yaptığınız yatırımın karşılığını alıyorsunuz.
Sonra rapor bitiyor, eleman geliyor. Dinlenmek çok yaramış. Hemen koyuluyor işe. Ve görüyorsunuz ki eleman eski günlere dönme sinyallerini veriyor. Herkes destek vermeye devam ediyor. O sırada yardımcı hastalanıyor ve bir iki gün gelemiyor işe. Sorun yok çünkü eleman iyi durumda diye düşünüyorsunuz. Nitekim yardımcının yokluğunu hissettirmiyor eleman.
Bir süre sonra yardımcı iyileşiyor ve geri dönüyor. İşlerin en yoğun olduğu döneme giriyorsunuz. Ama yaptığınız yatırımlarla bugünlere hazırlıklısınız, üstesinden geleceksiniz. Zor pazarlıklar oluyor, anlaşmaların sağlanması gerekiyor. Eleman yine giriyor bunalıma. Tüm görüşmelerde yanlışlıklar yapıyor, hepsini bırakın bekleneni yapamıyor kendisinden. O strese girdikçe işler sapa sarıyor. Görüşmeler gerilince yardımcıyı devreye sokuyorsunuz. İşin enteresan tarafı yardımcı müşteriden çok iyi anlıyor. İşleri çözüyor, bağlantıları kuruyor. Genele baktığınızda başarılı bir şirketiniz var. Görüşmelere doğrudan yardımcıyı sokup zor başlangıçları kolaya çeviriyorsunuz. Toplantının devamına dahil olan eleman da işi ileri götürecek hamleler yapıyor. İşi geliştiriyor.
Sonra yine elemanla başladığınız bir görüşmede sorunlar çıkıyor, elemanın toparlayamayacağını görüp yardımcıyı çağırıyorsunuz. Eleman toplantıdan çıkıyor, yardımcı gelip toplantıyı kurtarıyor, istediğinizi alıyorsunuz. Odadan bir çıkıyorsunuz dışarı, ihale alınmış, firma mutluluk içinde ama eleman yok, gitmiş evine.
Sonra etraftan duyuyorsunuz, eleman diyor ki toplantılara ben başlamalıyım. Başlamayınca moralim bozuluyor, oysa sonradan da gelse yardımcının morali hep tam. Hoş bir açıklama değil ama olsun morali bozuk diyorsunuz.
Asıl önemli bir ihale için yurtdışında bir toplantıya gidiyorsunuz tam kadro, tüm şirket. Görüşeceğiniz firma elemanın bir süre çalıştığı bir dünya devi. Eleman orada başarılı olamayıp başka bir firmaya geçmiş. Yöneticilik kararı vererek bu dünya devi firmayla yapılacak görüşmeye yardımcı ile başlıyorsunuz. Ancak işler istediğiniz gibi gitmiyor, boy ölçüşebileceğiniz bir firma değil belli ki bu firma. Elemanı da çağırıyorsunuz, o da birşey yapamıyor. İhale kaçıyor. Geri döneceksiniz, o sırada elemanın konuşmlarını duyuyorsunuz, ‘hani benle başlamayınca herşey toz pembeydi, hani ben başlayınca toplantıya kötü gidiyordu herşey. İşte benle başlamadık yine kötü gitti, hep ben mi suçluyum.’
Ülkeye dönüyorsunuz, iş devam ediyor. Bu hafta çok önemli bir toplantı daha var. İyi başlıyorsunuz toplantıya, elemansız. Sonra işler iyi giderken toplantıya elemanı da alıyorsunuz. Daha odaya girer girmez, konuğa bir kahve verilmesi gerekiyor. Kahveyi de kural olarak o işi yapacak olan kişi verecek. Eleman göz kırpıyor, ben koyayım diyor kahveyi. Kahveci de tamam diyor, ısınsın toplantıya, sonuçta kahvedir koyacağı. Sonra eleman kahveyi müşterinin üstüne döküyor. Olmayacak iş değil, kahveci de dökebilirdi elbette. Ama kahveci o işi ona vermemeliydi, verse bile siz uyarmalıydınız. Morali bozulmasın diye uyarmıyorsunuz, kahve dökülüyor, müşteri yanıyor ve gidiyor. Sözleşmeyi imzalayamıyorsunuz.
Elemanın durumu budur. Kötü değildir eleman, kötü niyetli de değildir. Ama büyük stres altındadır ve işini yapamaz hale gelmiştir. Siz de onun sorununu halletmek için şirketin zarar görmesine neden oluyorsanız, sizin üstünüzdeki yöneticiler de bu elemana yatırım yaptık diye müdahelede bulumuyorsa, sonuçta şirket görecektir zararı. Bu elemana verilir tazminatı, severek ayrılınır.
Olay budur, Kezman’ın karakteri, performansı, kaçan penaltı değildir. Penaltılar kaçar, son dakikalarda goller yenir, atılır. Futbolun içinde vardır bu. Ama stresli bir futbolcunun terapi merkezi değildir takım.
Bu konuyla bağlantılı eski yazılar:
- SİVASSPOR 2-0 FENERBAHÇE, MAÇTAN ÇOK SONRA ÇOK DA KISA
- MEŞHUR ANTEP MAÇI – TEKRAR
- KİBARLIK – ekleme var
- SEVDA – TEKRAR (tam zamanıdır)
- TEKRAR TEKRAR
- YARDIMCI HAKEM
- TRİBÜN HALLERİ VE KEZMAN
- KEZMAN ÜZÜLMESİN
Kategori: Uncategorized

......kurdukları kulübün adını oturdukları semtten, amblemlerini Fenerbahçe Burnu’ndaki ışık saçan fenerden, formalarındaki renkleri ise papatyaların renklerinden aldılar...

